Posted on 09-05-2008
Filed Under (Efsane İstanbul) by tahamen

İstanbul Efsaneleri, fantastik bir masal diyarında geçen kurmaca öykülerin, Eskimo ve Arumbaya folklörlerindeki genel adıdır. Dünyanın her tarafından ozanlar, şairler ve manifaturacılar, gelmiş geçmiş en görkemli, en muhteşem, en aman Allah’ım şehrin, artık unutulmaya yüz tutmuş, küflü, buruk öyküsünü, yüzyıllardır yakaladıklarına anlatır dururlar.Bu masallar şehrinde insanlar, insansılar ve insancıllar büyük bir keşmekeş içinde bir arada yaşar, debelenir, savaşır, sevişir ve bilinmez bir geçmişten, karanlık, soğuk bir geleceğe doğru alt alta, üst üste yuvarlanıp giderler.

İstanbul karışık, belirsiz, tehlikeli bir şehirdir. Ve başı sürekli beladadır. Derme çatma sokaklarında yaşama savaşı veren bir avuç insan dışında; acımasız magandalardan tırsak lavuklara, kelle koltukta irospalardan gözü dönmüş öğrencilere kadar nice tehdit, hazırlıksız olanın üzerine çöküvermek için şehrin ıssız, puslu arka sokaklarında dört dönenir, fırsat kollar. Dar, karanlık, kuytu geçitlerinde her türlü musibet yaratık, gudubet canazor, çılgın, sapık, deli ve bazen çok, çok daha beterleri kol gezer.

İstanbul, sıradan insanlar için tehlikeli ve acımasız bir diyardır.

Cehaletle yoğrulmuş, zalim sokaklarda yaşarken gözü dönmüş köpeklerin, ne istediği anlaşılmayan fanatiklerin saldırısına uğramak an meselesidir. Balgama boğulmakla tehdit edilen, ne idüğü belirsiz canavarların korkunç boynuzları, sivri pençeleri altında ezilen, dev savaşlarla yerle bir edilen semtler çaresiz, zulme ve acıya boyun eğer. İnsanlar korku, tavuklar ve çinçilyalar sürekli bir dehşet içindedir.

Sahipsiz sokaklar kendilerini kurtaracak olan cesur, onurlu, şaşkın lalelerin telaşlı, panik içinde, bağıra çağıra koşuşturmalarına hasret, boynu bükük beklerler. Gerçi böylesi fedakar lalelerden kurulu nice demetler, her daim sokaklarda koştururken, sağa sola vecizeler yumurtlarken görülür. Ama çoğu kısa zamanda ortadan kaybolur, adları unutulur, eşyaları haraç mezat satılır, fıstıkları tüketilir ve anıları yok edilir. İstanbul’un kuytuları ne yaptığını bilmeyenleri acımadan yutan, koskoca bir ağız gibidir. Çürük dişleri sararmış, sürekli aptal bir gülümseme ile yarı açık, berbat kokan kocaman bir ağız, durmaksızın lale yemektedir.

İstanbul, efsane lalelerin beceriksizlik öykülerine hasret, çaresiz, kimsesiz bir diyardır.

Sokaklarında hiç dolanmamak aslında en iyisidir de, yeterince cesur olanlar için bile, birkaç kişi birlikte ve silahlı gezmek dışında çare yoktur. Bu garip, boz bulanık masallar şehrinin acımasız sokaklarına meydan okuyacak cesur yürekler, yanlarında te-cetvellerini, fransız anahtarlarını, sivri daş ve kısa zopalarını, padişah macunlarını, oduncu göyneklerini ve ille de olmazsa olmaz çöp tenekesi kapaklarını taşımak durumundadırlar. Ayrıca yetkililer ve kaynaklar, her lale grubunda en azından bir tane de irice balık bulundurulmasını hararetle tavsiye etmektedirler.

İstanbul, sokaklarına cehaletin hükmettiği, buruk ve hüzünlü bir diyardır.

Bir zamanlar, billahlar önce, sokaklarından kahraman lale demetleri eksik olmayan masallar şehri artık yozlaşmış, halkı küreselleşmiş, tersane ve kaleleri cehaletin pembe patili tombul pençeleri altında inim inim inler olmuştur. Unutulmuş zamanlardan beri İstanbul’a musallat olan baş kötü, en büyük düşman, Allah’ın belası, milletin illeti, telör canavarı Cehalet gemi azıya almış, sahipsiz şehire fütursuzca meydan okumaktadır. Başını iyice arkaya atarak gülen, eti elleriyle yiyen, dizi bile çeken bu korkunç zalimin durdurulması, İstanbul şehrinin yeniden nefes alması için zorunludur. Halk efsanelerdeki kahramanların, barbarosların, silikon babaların, cesur lale demetlerinin sokakları kolladığı, insanların en azından komşuya kadar korkmadan gidebildiği, çocukların güldüğü, şeker bile yiyebildikleri bir şehrin buruk hayali içinde, her şeye rağmen umutlarını kaybetmemeye çalışarak, buğulu gözlerle geleceğe bakmaktadır.

Ve o gelecek her zaman, tam olarak ne yaptığını bilmeyen bir demet lalenin terli avuçlarında olacaktır.